Birçok insan için günün uykuda geçen kısmıdır. Birçok şehirde, karanlık ve sessizliğin hakimiyetindedir. Dükkanlar kapalı, kepenkler iniktir, gündüz otomobilden geçilmeyen caddeler bomboştur. Kent uykudadır, ama ölü değildir asla ve nefes alır: Nöbetçi eczanelerde, karakollarda, hastanelerde, otobüs terminallarinde, tren garlarında, havaalanlarında, benzinliklerde, taksi duraklarında, otellerde, bazı içkili mekanlar ve çorbacılarda (hani alkol sonrası gidilen), sabahçı kahvelerinde, görsel ve işitsel medya binalarında, balıkçı teknelerinde, sefer halindeki gemilerde, yük taşıyon kamyonlarda, batakhanelerde.... nefes alır. Yani yolun, yolcunun, hastanın, suçun, sarhoşluğun ve aymanın, cinayetin, hırsızlığın, fuhuşun, gizlinin, herkesten zor ekmek parası kazanmanın zamanıdır. Kimisi için ders çalışmanın, kimisi için ameliyatın, kimisi için sevişmenin zamanıdır. Gebelerin sancı çekme zamanıdır. Babama sorsan; "geceler gebedir". Kimi zaman uyku tutmayınca yatakta dönerek geçer; kimi zaman kahve (şarap da olur), sigara, battaniye, kedi, film şeklinde geçen zamandır. İstanbul'da Taksim'de hep kalabalık ve uyanıktır. Yazarların, şairlerin yazma vaktidir. İçinde kaybolduğun kitabı soluksuz okuyup bitirme vaktidir. Tüm günü uyuklayarak geçiren kedinin evde çılgın gibi koşma zamanıdır. Bazen tanıştıkları akşam aşık olan bir çiftin sohbet ederken vaktin nasıl geçtiğini anlamadan güneşin doğuşuna ilk kez birlikte tanık olmalarının zamanıdır
* ...